Pazartesi , Kasım 30 2020
Ana sayfa / İslam / Cuma hutbeleri / Zekât sosyal dayanışmadır -26 Temmuz 2013 hutbesi-

Zekât sosyal dayanışmadır -26 Temmuz 2013 hutbesi-

[printfriendly]

“Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın.” (Cuma suresi, 62:10)

Muhterem Müslümanlar,

Dinimiz İslam sosyal dengeyi ve adaleti hedefleyen bir dünya hayatı sağlamayı gaye edinmiştir. İslam’ın geldiği dönemde Mekke’deki insanlar aşırı derecede sosyal ve ekonomik bir eşitsizlik ortamında yaşıyordu. Ticari ve iktisadi her türlü sömürü hilesi mevcut idi. Faiz, kumar, zorbalık almış başını gidiyordu. Kur’an’ımız, o bencil, merhametsiz, lüks ve debdebe içinde yaşayan istismarcı kesimle, yoksul ve çaresiz insanların yaşadığı o dönemi şöyle tasvir ediyordu: “Habire mal yığıp sonra sayan, gıybet eden ve devamlı insanların hatasını bulmaya çalışan her fesat kişinin vay hâline! Malının kendini ebedi yaşatacağını sanır. Hayır! Andolsun ki o şahıs hutameye atılacaktır. Hutamenin ne olduğunu bilir misin? (Bu duygusuz cimri insanların) kalbine işleyen Allah’ın tutuşturduğu bir ateştir.” (Hümeze suresi, 104:1-9)

 

Aziz Kardeşlerim,

Yukardaki ayetlerde mal ve dolayısı ile zenginlik yerilen bir durum gibi görülse de dinimiz esasen, mal edinmeye, servet biriktirmeye ve zengin olmaya karşı değildir. “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın.” (Cuma suresi, 62:10) ayetinde Müslümanlara çalışma ve kazanma emri verilir. Ancak servetin ve zenginliğin kötüye kullanılması hoş görülmez. Necm suresinde haber verilen şu durum bunu ifade etmektedir. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.” (Necm suresi, 53:29)

 

Değerli Kardeşlerim,

Mal, meşru ihtiyaçların karşılanması ve artanının da hayır yollarına sarfedilmesi için kazanılmalıdır. Mal sahibi bir taraftan kendi şahsi gereksinimlerini karşılarken, bir taraftan da muhtaç olan insanlara servetinden pay ayırmalıdır. Bu Allah’ın koyduğu bir kanundur. Sırf nefislerini düşünen ve ihtiyaç içinde muhtaçları hesaba katmayan insanlar Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ayıplanmışlardır: “Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, haram helal demeden mirası yiyorsunuz; malı aşırı biçimde seviyorsunuz.” (Fecr suresi, 89:17-20) Dinimiz, bu durumu önlemek için iki düzenlemede bulunmuştur. Bunlardan bir tanesi faizli alış verişlerin haram kılınışı, diğeri ise, zekât ibadetinin farz kılınmasıdır. Böylelikle zekât ibadeti sosyal yardımlaşmanın temel esaslarından birisi olmuştur.

 

Allah (c.c.) kırkta bir olan servet vergisi ile ne büyük bereketler yaratır, ne çok sosyal problemin çözümüne imkân halk eder! Bin dört yüz senelik İslam tarihinde bunun çok güzel örnekleri yaşanmış; zaman zaman zekâtın sarfedileceği yerler bulunamaz hâle dahi gelmiştir. İnsanlar son derece mesut ve müreffeh bir hayat yaşamışlardır.

 

Cenâb-ı Hak zengin ve cömert kullarının sayısını artırsın, zekâtın sosyal hedefini gerçekleştirmek üzere teşkilatımız tarafından kurulmuş olan fitre ve zekât fonumuzun hizmetlerini bereketli kılsın inşallah.

 

IGMG İrşad Başkanlığı

Hakkında Hasim Angin

BİF Basın Yayın

İlgini Çekebilir

Camilerimiz ve Biz: 4 Nisan 2014 hutbesi

[printfriendly] “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve …