Pazartesi , Kasım 30 2020
Ana sayfa / İslam / Cuma hutbeleri / Kimliğimizi koruyalım -2 Kasım 2012 hutbesi-

Kimliğimizi koruyalım -2 Kasım 2012 hutbesi-

Muhterem kardeşlerim,

Hidayete erip, müminler safında yer almak, son derece mühim bir hadisedir. Çünkü herkese nasip olmuyor. Onu bizzat Rabbimiz kendisi veriyor.

Muhterem kardeşlerim,

Hidayete erip, müminler safında yer almak, son derece mühim bir hadisedir. Çünkü herkese nasip olmuyor. Onu bizzat Rabbimiz kendisi veriyor. Bu gerçeği mealen şu Kur’an ayetleri gayet açık bir şekilde izah ediyor: Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın. (Kehf Suresi: 17)Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini islâma açar; kimi de saptırmak isterse kalbini iyice daraltır. (Enam Suresi: 125) Fakat bu imanı muhafaza ederek son nefesi vermek çok daha önemlidir. Onun için de Rabbimiz bir başka sure ve ayette yine mealen şöyle buyuruyor ve imanın devamlı kılınmasının lüzumuna işaret buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır. ( Nisa Suresi: 136)

Aziz kardeşlerim,

Bu son ayeti tefsir eden bazı alimlerimiz, ayetle işaret edilen hususları izah ederken şu yönlendirmede bulunuyorlar: Burada, iman eden kimselere, “Ey iman edenler! İman ediniz” denmektedir. Bu ilk bakışta bazı kimselere tuhaf gelebilir. Fakat aslında “iman” kelimesi, burada iki anlamda kullanılıyor: Birincisi, bir insanın küfürden vazgeçip iman etmesi ve ehli imandan sayılması anlamında. İkincisi, bir insanın tüm kalbiyle iman etmesi ve ciddi bir şekilde ihlasla düşüncelerini, zevklerini, sevgilerini, hayat tarzını, dostluk ve düşmanlıklarını, ilişkilerini inancına uygun bir biçime sokması, buna uygun arkadaşlıklar kurması, düşmanlıklarını ona göre ayarlaması ve tüm çabalarını inancına uygun bir yapıya sokması anlamındadır. Bu ayet, birinci anlamda müslüman olanlara, ikinci anlamda tam bir mümin olmalarını emrediyor. Ayette geçen küfür ise, iki durumu içeriyor: 1) Bir kimse açıktan İslâm’ı reddedebilir. 2) Bir kimse gerçekte (samimiyetle) inanmadığı halde İslâm’a bağlı imiş gibi görünebilir veya inandığını söylediği halde, davranışları onun İslâm’a inanmadığını gösterir. Burada küfür iki anlamı da kapsar, kısaca ayet iki tür küfrün de İslâm inancı ile bir arada olamayacağını ve kişiyi Hak yoldan ayıran bâtıl yollara sürükleyeceğini bildiriyor.

Muhterem kardeşlerim,

Müslümanın kimliğini, işte bu ayetle özetlenmiş olan iman sınırı oluşturur. Gerçekten inanan ve bu inancını son nefesine kadar muhafaza eden insanlar, kimliğini ve kişiliğini ispat etmiş olan insanlardır. Bu manada en büyük örneğimiz Allah Rasulünün sevgili ashabı-arkadaşlarıdır. Çünkü onlar, Hak ve hakikatı görmüş, temiz tiynetli, sadakat sahibi, hak ve hakikati öğrendikten ve onun tadını aldıktan sonra bütün şiddet, meşakkat, işkence ve zorluklara tam manasıyla tahammül eden insanlardı. Çünkü davalarının hakkaniyetine, hakka ve hakikate inanmışlardı. Büyük bir imân ve şuurla dolmuşlar ve bir cemaat oluşturmuşlardı. Hz. Peygamber Aleyhisselâtü vesselam hem onları fikren yetiştirmiş, hem de bu yeni cemaati organize etmişti. Onların ameli ve hareketleri sayesinde ihlâs ve samimiyetlerinin bereketi ile iman nuru etrafa yayılıvermişti. O nuru söndürmek veya yayılmasını önlemek isteyenler bütün şiddet ve tecavüzlerine rağmen, o yüce insanların sayısı günden güne artmış ve bütün çağlara örnek altın nesil oluşmuştu. Peygamber elinden bulmuş oldukları mümin olma kimliğini ebediyyen koruyarak bize İslam mirasını terketmişlerdi.

Muhterem kardeşlerim,

Müminler olarak, ashab-ı kiram dönemine benzer bir imtihan dönemini yaşıyoruz. İmanımız hergün sınanıyor. İmanla elde etmiş olduğumuz kimliğimiz bulandırılmaya çalışılıyor. İçimizden imtihan sırrını kaybedenler bile çıkabiliyor.

Öyleyse uyanık olmak durumundayız. Onun için de, nerde olursak olalım, hangi çağda yaşarsak yaşıyalım, imanımıza musallat olabilecek herşeye karşı uyanık olalım. İmanımızın kılıfı, ibadetlerimize dikkat edelim. Hertürlü güzelliğin cemaatla yaşanabileceği gerçeğini unutmuyarak cemaat içinde kalalım, cemaat dışında isek, hemen cemaat içine dahil olalım. Birbirimize hakikatleri açıklama ve yaşatma noktasında destek verelim. İman ve ibadetlerimize musllat olan, oyun, eğlence ve şehevani ve nefsani isteklerin aldatıcılığına kanmayalım. İslam onur ve şahsiyetini rencide edecek her türlü tutum ve davranıştan uzak duralım. Hem müslüman kimliğimizi muhafaza edelim, hem de İslami güzellikleri etrafımızdaki insanlara güzelce örnek olarak sunalım. Son nefesimize kadar imanımızda sabit kadem olalım.

Hutbemizi konumuza ışık tutacak şu ayet ve hadis mealiyle son verirken Rabbimizden müslümanca yaşayıp tam bir mümin olarak huzuruna çıkarmasını niyaz ediyoruz: “Müminler ancak onlardır ki, Allah (C. C.) anıldığı zaman yürekleri titrer, karşılarında âyetleri okununca (bu), imânlarını arttırır, onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirler. (Enfal Suresi: 2) Efendimiz (as) buyuruyor ki: “Kim Allah’a hiçbir şeyi eş koşmadığı halde Allah’a kavuşursa cennete girer. Kimde O’na bir-şeyi ortak koşarak kavuşursa cehenneme girer. (Müslim)

IGMG İrşad Başkanlığı


Hakkında Hasim Angin

BİF Basın Yayın

İlgini Çekebilir

Camilerimiz ve Biz: 4 Nisan 2014 hutbesi

[printfriendly] “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve …