Pazar , Kasım 29 2020
Ana sayfa / İslam / Cuma hutbeleri / Hayat ve ölümün yaratılış hikmeti: -23 Ocak 2014 hutbesi-

Hayat ve ölümün yaratılış hikmeti: -23 Ocak 2014 hutbesi-

[printfriendly]

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” [Mü’minûn suresi, 23:115]

اَلَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

 

Muhterem müminler!

Bugünkü hutbemiz, hayat ve ölümün yaratılış hikmeti hakkında olacaktır.

 

Değerli kardeşlerim!

Hayat da, ölüm de Allah tarafından yaratılmıştır. Nasıl ki hayat bir başlangıç ise, ölüm de bu başlangıcın sonudur. Ama ölüm sadece bu dünya hayatının sonudur. Hem hayat, hem de ölüm bir imtihan sürecini içermektedir. Ayette, “O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.”[1] buyurularak, hayatın ve ölümün bir imtihan olduğuna işaret edilmiştir.

 

Muhterem cemaat!

İmtihanı kazanmak için en kısa yol, derse çalışmaktır. Ahiret dersi ise, “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”[2] emri mucibince, Allah’a gerçek kul olma mücadelesi içinde olmak demektir. Bu süreçte, dünya hayatının tadı, güzelliği ve hoşluğu önümüze bir engel olarak çıkabilir, Allah yolundaki imtihanımızı veremememize yol açabilir. Bunun için de Allah (c.c.) bizleri şöyle uyarmakta ve dünya hayatının çekiciliğine kapılmamamızı istemektedir:

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği şeyler, ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”[3]

 

Fakat yine de unutmayalım ki, dünya hayatının bu çekiciliği de bir imtihan vesilesidir ve sınıfı geçmek için önümüze konulan sorulardan ibarettir. Çünkü, “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”[4]buyuran Allah, sadece kendisine kul olunmasını emrettiği gibi, bu emre nasıl itaat edilip edilmediğini de denetlemektedir.

 

Değerli Müslümanlar!

Eğer, Allah’a kulluk yolunda başımıza bir sıkıntı gelir de bu sıkıntıları sabırla atlatmaya çalışmazsak, imtihanı o zaman da kaybedebiliriz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında şöyle bir olay vuku bulmuştur: “Efendimiz (s.a.v.), çocuğunun mezarı başında bağıra–çağıra ağlayan bir kadının yanından geçer. Ona: ‘Allah’dan kork ve sabret!’ buyurdu.

 

Kadın: ‘Çek git başımdan; zira benim başıma gelen felaket, senin başına gelmemiştir.’ der. Kadın, Peygamber’i tanıyamamıştır. Kendisine, onun Peygamber (s.a.v.) olduğunu söylerler. Bunu duyar duymaz Peygamber (s.a.v.)’in kapısına koşar. (Özür beyan etmek üzere Hz. Peygamber’e: ‘Sizi tanıyamamıştım.’ der. Hz. Peygamber (s.a.v.) de: ‘Sabır dediğin, felaketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır.’ buyurur.”[5]

 

Hayat da, doğum da Allah tarafından yaratıldığına göre, ölüm de O’nun tarafından yaratılmıştır. Ve ölümden hiçbir zaman kaçılamayacaktır. Ama önemli olan sabretmek ve bize bahşedilen ömrü, imtihanı kazanacak şekilde geçirmektir. Ölüm reddedilemeyecek bir hakikattir. Zira Kur’an’da, “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.”[6] buyurulmuştur. Ayrıca son olarak şunu da ifade etmek gerekir ki, Allah bizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edecektir. Ama müjde ve mutlu son, sabredenlerin olacaktır. [7]


[1] Mülk suresi, 67:2

[2] Zâriyât suresi, 51:56

[3] Hadid suresi, 57:20

[4] Mü’minûn suresi, 23:115

[5] Buharî, Cenâiz 44, H. No: 1283

[6] Enbiyâ suresi, 21:35

[7] Bakara suresi, 2:155

Hakkında Hasim Angin

BİF Basın Yayın

İlgini Çekebilir

Camilerimiz ve Biz: 4 Nisan 2014 hutbesi

[printfriendly] “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve …