Pazartesi , Kasım 30 2020
Ana sayfa / İslam / Cuma hutbeleri / Endülüs tecrübemiz

Endülüs tecrübemiz

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i İmran Suresi, [3:103])

Muhterem Müminler!

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i İmran Suresi, [3:103]) Burda bahsolunan ip, İslam dininin bütün temellerini kendisinden aldığı Kur’an-ı Kerim ve onu bize öğreten ve açıklayan Peygamberimizin yoludur. O öyle bir iptir ki, Müminlerin Allah’la olan ilişkilerini sağlam tutar ve aynı zamanda onları birbirlerine bağlar ve bir toplum halinde birleştirir. “Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın” ifadesi, Müslümanların Allah’ın yoluna en büyük önemi vermeleri, dini, tüm işlerinin merkezi haline getirmeleri ve onu anlatmak için güçlerinin sonuna kadar çabalamaları anlamına gelir. Bu ipi gevşettikleri ve onun ana prensiplerinden uzaklaştıkları anda aralarına fitne girecek, bölünecekler ve zarara uğrayacaklardır.

 

Halbuki İslam’a inanan ve İslam’ın değişmez prensipleri doğrultusunda birliklerini kuran ve yaşatan biz Müslümanlar, her çağda insanlığın yararlanabileceği eserler meydana getirebiliriz. Fakat ne zaman ki, bu prensip ve değerlere ters düşeriz, o zaman hem Müslümanlar hem de diğer insanlar bu güzelliklerden mahrum kalacaklardır.

 

Değerli Kardeşlerim,

1492 yılında, içinde bulunduğumuz bu günler, sekiz asırlık Endülüs İslam Medeniyeti’nin sona erdiği tarihlerdir. İslam’a inanan Endülüslü Müslümanlar, imanlarının verdiği hızla, İslam’ın prensiplerini toplumsal hayata, ilme, kültüre, eğitime, sanat ve edebiyata aksettirdiler. Öyleki, bugün bile gurur ve ibretle Endülüs’ün tarihine bakıyor ve ders almaya çalışıyoruz. Endülüs Medeniyeti bize İslam’ın kuşatıcılığını ve canlı bir şekilde yaşamayı ve yaşatmayı öğretiyor. Kendi aralarındaki kardeşlik bağlarını güçlendirmekle birlikte Müslümanların diğer din mensubu insanlarla da asırlarca barış ve kardeşlik içerisinde yaşadıklarını görüyoruz. Nitekim İslam’ı Avrupa’ya taşıyan ilk Müslümanların oluşturduğu Endülüs Medeniyeti’nde, halk gerek İslam’ı din olarak seçen Müslümanlardan, gerekse eski inançları üzere baki kalan Hristiyan ve Yahudilerden oluşan yerli halkdan oluşuyor ve bu toplum bir barış ortamında yaşıyordu.

 

Muhterem Kardeşlerim,

Elbette Endülüslü Müslümanların da birçok sorunu oldu, olumsuz gelişmelere şahit oldular, saldırıya maruz kaldılar ve hatta birbirleriyle savaş ettiler. Böylece ördükleri sosyal ve kültürel dokuları kendi elleriyle yok ettiler. Hutbemizin başında da belirttiğimiz gibi, Allah’ın ipine sarılmada gevşeklik gösterdiler ve bir medeniyet yıkılmaya mahkum oldu. Tarihten ibret ve ders almaya çalışırken elbette bir tür nostaljiye dalıp da bu gerçekleri de görmemezlikten gelmemeliyiz. Ancak, yine bir gerçektir ki Endülüslülüler, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar olarak henüz yapamadığımız şeyleri başarmışlardır. Onlar özgün bir İslamî yaşam, kültür, ilim, sanat ve edebiyat geliştirdirler ve zirveye ulaştırdılar. Bu açıdan Endülüs tecrübemizden istifade etmeliyiz, ibret ve ders almalıyız.

 

IGMGİrşad Başkanlığı

Hakkında Hasim Angin

BİF Basın Yayın

İlgini Çekebilir

Camilerimiz ve Biz: 4 Nisan 2014 hutbesi

[printfriendly] “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve …