Cumartesi , Kasım 28 2020
Ana sayfa / İslam / Cuma hutbeleri / “Bakıcı aile” olmak -7 Aralık 2012 hutbesi-

“Bakıcı aile” olmak -7 Aralık 2012 hutbesi-

“…Sana yetimlerden soruyorlar. De ki: ‘Onları ıslah etmek (durumlarını düzeltmek) hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız (bir arada yaşarsanız), artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Ve Allah, fesat çıkaranı, ıslâh edenden (ayırıp) bilir…” (Bakara Sûresi, 2:220)

Muhterem Müslümanlar,

Çocukların sağlıklı gelişebilmeleri için kendilerini koruyacak, sevecek, destekleyecek, onlara güven sağlayacak, sosyal ve maddi gereksinimlerini karşılayabilecek sıcak bir aile ortamına ihtiyaçları vardır. Ama maalesef bazı çocuklar, bir ailesi bulunmadığı ya da kendi ailesinde bir süre için bakılamadığı veyahut da birtakım resmî makamlarca ailelerinden uzaklaştırıldıkları için bakıcı ailelerin yanına yerleştiriliyorlar. Yeterince Müslüman bakıcı ailenin bulunmaması sebebiyle, Avrupa genelinde belki de on binlerce Müslüman çocuk, onlarla aynı kültürel ve dinî değerleri paylaşmayan ailelerin himayesine veriliyor.

 

Halbuki dinimiz, yetim ve kimsesiz çocukların bir bakıcı aile yanında himaye edilmesini tavsiye ve teşvik etmiş, hatta bu konuda ısrarcı olmuştur. Bu çocuklarla yakından ilgilenilmesini, eğitim ve öğretimleri dahil, onların her türlü ihtiyaçlarının giderilmesini Müslüman toplum ve fertlerin omuzlarına bir sorumluluk olarak yüklemiştir.

 

Değerli Kardeşlerim,

Bir ayet-i kerimede:“…Sana yetimlerden soruyorlar. De ki: ‘Onları ıslah etmek (durumlarını düzeltmek) hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız (bir arada yaşarsanız), artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Ve Allah, fesat çıkaranı, ıslâh edenden (ayırıp) bilir… (Bakara Sûresi, 2:220) Ayette geçen, “Onlara karışmak” ifadesi, yetimlerle beraber olup onlarla aynı mekanın paylaşılması anlamına gelir.

 

Aynı şekilde, hadislerde de yetimleri himayeden maksadın, maddi korumadan ibaret olmayıp, onları tam bir ailevi atmosfer içinde yaşatmak olduğu belirtilmektedir. Örneğin, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim, Müslümanlar arasından bir yetimi evine alıp kendi yediğinden yedirir, kendi içtiğinden içirirse, affı mümkün olmayan bür günah işlemedikçe Allah onu mutlaka cennetine kor. (Tirmizî, Birr, 14); Bir diğer hadis-i şerif’te ise, “Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içinde kimsesiz çocuğun (yetim-öksüz) bulunup ona iyi muamele edilen; en kötü ev de yetim ve öksüze kötü muamele edilen evdir. (İbni Mâce, Edep, 6) buyurulmuştur.

 

Muhterem Müslümanlar,

Rabbimizin ve Resûlü’nün bu ve benzeri tavsiyelerinden hareketle, misalen Osmanlı tarihinde kimsesiz çocukların bakıcı ailelerin yanında barındırıldıklarını biliyoruz. Bu sebeple 19. yüzyıla gelinceye değin Osmanlı toplumunda, korumaya muhtaç çocuklara yönelik çocuk bakımevleri türünden bir kurum bulmak zordur. Zira fakir aile çocuklarının bakım ve eğitimi, dönemin hukuki sorumlusu, bölge kadısının bilgisi dahilinde‚ geçici evlatlık sistemiyle, gönüllü ailelerce yapılıyordu. Hasılı, bakıma muhtaç çocukların ihityaçlarını rüşd çağına kadar bir aile yuvası sıcaklığı içinde gidermek İslam tarihinde büyük bir fazilet telakki edilmektedir. Bu sistem, ne mahremiyet oluşturarak evlenme yasağı doğurmuş, ne de miras intikaline sebep olmuştur.

 

Değerli Kardeşlerim,

Yetim bir peygamberin ümmeti olan bizlerin – cemaat ve fert olarak – kimsesiz çocuklara sahip çıkması boynumuzun borcudur. “Ben ve yetimi alıp koruyan kişi cennette şöyle beraber olacağız. (Müslim, Zühd, 42) buyurup, “şöyle derken de şehadet parmağı ile orta parmağını birleştirmiş, tıpkı bu iki parmak gibi yanyana olunacağını kasteden sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdesine nail olmak için, bu yavrularımıza sahip çıkalım inşallah.

Not: Bu vesile ile belirtmek isterim ki, bakıcı aile konusu Perspektif dergimizin Aralık sayısında genişçe ele alınmıştır. Bilgi edinmek isteyen kardeşlerimiz dergimizden istifade edebilirler.

IGMG İrşad Başkanlığı

 

 


Hakkında Hasim Angin

BİF Basın Yayın

İlgini Çekebilir

Camilerimiz ve Biz: 4 Nisan 2014 hutbesi

[printfriendly] “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve …